"Psikanaliz, bir arkeoloğun sessiz ve tek başına yaptığı bir kazı değil; iki zihnin aynı toprağa diz çöküp, sadece gömülü olanı bulmakla kalmadığı, o kalıntıların tozunu birlikte silerek onlara yeniden nefes aldırdığı bir ortak keşif yolculuğudur."
Psikanaliz geleneğinde zihinde, genellikle bir divan ve not tutan sessiz bir analist imgesiyle canlanır. Ancak Thomas Ogden bu sahneyi tek yönlü bir "bilme" eylemi olmaktan çıkarıp, yaşayan ve nefes alan bir sanata benzetir. Ogden’e göre analiz; bir sanatçının tuvaliyle kurduğu ilişki gibi, analist ve danışanın öznelerarasılığından doğan, bir "düş" sürecidir.
Analitik Üçüncü: Odadaki Görünmez Sandalye
Ogden’in kuramında terapi odasında sadece iki kişi yoktur. Odada, ne sadece danışana ne de sadece analiste ait olan, ancak ikisinin etkileşiminden doğan "üçüncü bir alan" mevcuttur. Buna Analitik Üçüncü denir.
Geçmişin Getirisi: Danışan, odaya tüm geçmişini, beklentilerini ve "eleştirilme/terk edilme" gibi kemikleşmiş ilişkisel kalıplarını taşır.
Analistin Katılımı: Terapist, odaya sadece kuramsal bilgisini değil; sezgilerini, empatisini ve kendi içsel dünyasını getirir.
Üçüncü Alanın Doğuşu: Bu iki dünyanın çarpışmasıyla, ne tamamen nesnel ne de tamamen hayal olan, yepyeni bir "öznelerarası alan" oluşur. İyileşme, bu üçüncü alanın içinde kendine has deneyimlenen etkileşimle gerçekleşir.
İyileştirici Deneyim: Yorumun Ötesine Geçmek
Geleneksel yaklaşımda terapistin işi "yorumlamak" ve danışana sorununun kaynağını söylemek iken; Ogden perspektifinde asıl iş, bu üçüncü alanı canlı tutmaktır. Örneğin; duygularını ifade ettiğinde her zaman eleştirilmiş bir birey, analiz sürecinde analiste yönelik bir öfke dile getirdiğinde eski kalıp (eski üçüncü) "terk edilme" kehanetinde bulunur. Ancak analistin bu öfkeyi kapsayan ve ilişkiyi koparmayan duruşu, odada yepyeni ve "güvenli bir üçüncü" meydana getirir. Bu, bilişsel bir bilgiden ziyade, duyumsanan yeni bir anıdır.
Analistin Enstrümanı Olarak 'Reverie' (Düşlem)
Ogden’e göre analist, seans sırasında içinde uyanan ani duyguları (sıkıntı, hüzün, uykululuk veya alakasız görünen hayalleri) birer dikkat dağınıklığı olarak değil, "veri" olarak okumalıdır. Terapistin zihnindeki bu yansımalar (reverie), danışanın henüz kelimelere dökemediği, sindiremediği yaşantıların bu üçüncü alandaki izdüşümleridir.
Analistin sanatı, kendi iç dünyasını bir anten gibi kullanarak bu ham duygusal verileri almak, kendi içinde "düşlemek" ve onları danışanın anlayabileceği bir anlama dönüştürmektir. Özellikle nesne ilişkilerinin kurulduğu söz öncesi dönem yaraları, ancak bu şekilde "birlikte düşlenerek" onarılabilir.
Sonuç olarak Ogden’e göre şifa, sadece düşünce düzeyindeki kavrayış değil; Analitik Üçüncü içinde yaşanan o dönüştürücü ve yepyeni duygusal deneyimdir.
Kaynakça:
Ogden, T. H. (2017). Psikanaliz Sanatı: Düşlenmemiş Düşleri Düşlemek ve Yarım Kalmış Çığlıklar. (B. Özunlu, Çev.). İthaki Yayınları.




