kaygının hiçliği

kaygının hiçliği

kaygının hiçliği

özgürlük

özgürlük

özgürlük

Özgürlüğün Baş Dönmesi: Kierkegaard ve Kaygının Ontolojik Kökenleri

Özgürlüğün Baş Dönmesi: Kierkegaard ve Kaygının Ontolojik Kökenleri

Blog Image
Blog Image
Blog Image

"Kaygı, ruhun kendi sınırsızlığı karşısında yaşadığı o muazzam sarsıntıdır; özgürlüğün kendi olanaklarına bakarken hissettiği baş dönmesidir."


Korku ve kaygı, insan ruhunun koruyucu mekanizmaları olarak kabul edilse de varoluşçu düzlemde birbirlerinden keskin çizgilerle ayrılır. Bu ayrımı felsefi bir disiplinle ilk irdeleyen düşünür olan Søren Kierkegaard, kaygıyı bir patoloji değil, bir "oluş sancısı” olarak konumlandırır.


Korkunun Nesnesi, Kaygının Hiçliği

Korku, dışsal ve belirli bir nesneye yöneliktir; somut bir tehlike (bir hayvan, bir hastalık veya fiziksel bir tehdit) karşısında tetiklenir. Nesne ortadan kalktığında korku da sona erer. Ancak kaygının belirli bir nesnesi yoktur; kaygı, zihnin henüz bir hedef bulamamış, belirsiz bir tehlikeye karşı verdiği sinyaldir. Kierkegaard’a göre kaygının nesnesi "Hiçlik"tir. Bu endişe hali, dışsal bir olaydan ziyade varoluşun altındaki boşluktan ve olasılıkların belirsizliğinden beslenir.


Uçurum Metaforu: Atlayabilme Olasılığı

Kierkegaard, bu iki duygunun farkını meşhur uçurum metaforuyla somutlaştırır. Uçurumun kenarında duran bir insan, aşağı düşme tehlikesinden korkar; bu dışsal bir tehdittir. Ancak aynı insan, kendini aşağı atabilme gücüne ve ihtimaline sahip olduğunu fark ettiğinde, irrasyonel bir baş dönmesi hisseder. İşte bu baş dönmesi kaygıdır. Korkulan şey artık dışsal bir olay olan düşmek değil, kişinin kendi mutlak özgürlüğüdür. Kaygı, "yapabilirim" anında ortaya çıkan özgürlük bilincinin kaçınılmaz bir sonucudur.


İnsanı "Ruh" Yapan Sınav: Kaygı

Kaygı, sadece insana özgü bir ayrıcalıktır. Hayvanlar belirsizlikler içinde kaygılanamazlar; onlar sadece içgüdüsel korkular duyarlar. İnsanı "ruh" yapan, kendi seçimlerinin ve bu seçimlerin getirdiği ahlaki sorumluluğun farkında olmasıdır. Kierkegaard’a göre kaygı, kişiyi sıradan ve otomatik bir yaşamdan uyandırarak sorumluluk almaya ve varoluşsal kararlar vermeye zorlar. Bu anlamda kaygı, bireyi kendisi olmaya iten ruhsal gelişimin başlangıç noktasıdır. Ancak dikkat edilmelidir ki; kaygıyı "güzelleştirmek" onun yıkıcı gücünü hafife almaktır. Kaygı, bizi sıradan bir yaşamdan uyandıran bir sinyal olabilir; fakat bu baş dönmesi bir felce dönüşüyorsa, orada artık özgürlük değil, bir hapishane vardır. Şifa, bu baş dönmesini bastırmak değil; o fırtınanın ortasında bile sizi yere sağlam basan zemini —yani kendi merkezinizi ve değerlerinizi— bulabilmektir.


Bir Öğretmen Olarak Kaygı

Kaygıdan kaçmak, aslında kendi özgürlüğünden ve potansiyelinden kaçmaktır. Kierkegaard’ın ifadesiyle, "Kaygı öğretmenimizdir; çünkü o bize kim olduğumuzu öğretir." Kaygı, yaşamın insana "her şey senin elinde" deyişidir. Ürkütücü olduğu kadar sonsuz olasılığı da beraberinde getirir.

Varoluşsal krizden çıkışın yolu, rasyonel güvenceleri ve toplumsal normları bir kenara bırakıp, belirsizliğe rağmen kendi inşa ettiği anlam yolunda yürüme cesaretidir. Kaygı sinyalini dinlemek, bireyin kendi özgür iradesiyle inşa edeceği o hakikatli hayata atılan ilk cesur adımdır.

"Özgürleşmek; ne o baş dönmesiyle uçuruma yuvarlanmak ne de kıyısında felç olup kalmaktır; aksine, düşebilme ihtimalinin tam ortasında kendi dengeni inşa edebilme ustalığıdır.”



Kaynakça:

Kierkegaard, S. (2015). Korku ve Titreme. (N. Kuruyazıcı, Çev.). Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Kierkegaard, S. (2020). Kaygı Kavramı. (T. Armaner, Çev.). Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Blog

Blog

Blog

Diğer Yazılar